
Modernite, kendi cehennemini inşa etti ve bunu insanlara bir cennet gibi sundu. Parlayan vitrinler, hızla akan veriler, tuşlara dokunarak çözüm bulan sorunlar… İlk bakışta her şey muazzam görünüyor. Oysa bu parıltının arkasında derin bir boşluk var.
İnsan, tarih boyunca özgürleşmek için çabaladı. Modernite bu özgürlüğü vaat etti: Seçme özgürlüğü, düşünme özgürlüğü, hareket özgürlüğü… Ancak bu özgürlüklerin yerine başka zincirler geçti: sürekli ulaşılabilir olma zorunluluğu, üretkenlik baskısı, başarı takıntısı, tüketim çılgınlığı. Modern birey zincirlerini elleriyle ördü ama adına “konfor” dedi.
Eskiden insanlar yaşamak için çalışırdı, şimdi çalışabilmek için yaşıyor. Gelişmiş şehirler, dijital teknolojiler, yapay zekâlar; hepsi insan hayatını kolaylaştırmak için var deniyor. Fakat bu kolaylıklar ruhumuzu ağırlaştırıyor. Doğayla bağımız koptu, kendimizle ilişkimiz zayıfladı, sessizlik lüks oldu. Artık kalabalıkların içinde yalnızız.
Modernite bize her şeyi sunar gibi yapıyor ama hiçbir şeyin gerçek tadını bırakmıyor. Dostluklar hızlı mesajlara, aşklar filtrelenmiş fotoğraflara, sohbetler emojilere indirgeniyor. Hız arttıkça derinlik kayboluyor. Hep bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz ama hiçbir yere varamıyoruz.
Büyük binalar, parlak ekranlar, yeni nesil cihazlar… Modern çağın süsleri bunlar. Fakat içeride çürüyen bir şeyler var. Anlam arayışı yerini içerik tüketimine bıraktı. Kimse neden yaşadığını sorgulamıyor artık, sadece gündemi kaçırmamaya çalışıyor.
Modernite bir illüzyon yarattı. Ve bu illüzyona hepimiz isteyerek kandık. Çünkü cehennem, bazen klimayla serinletilmiş bir ofis olabilir. Veya her ihtiyacını karşılayan ama seni kimsenin tanımadığı akıllı bir şehir.
Güven Tekirdağ Gazetesi’nin 100. sayısından alınmıştır.
TEKİRDAĞ CANLI HABER

-->