Yılmaz Sami Gökçe (Köşe Yazısı) TEKİRDAĞ’IN ÜZERİNE ÇÖKEN KARA GÖLGE - Tekirdağ Canlı HaberTekirdağ Canlı Haber

24 Haziran 2026 - 09:15

Yılmaz Sami Gökçe (Köşe Yazısı) TEKİRDAĞ’IN ÜZERİNE ÇÖKEN KARA GÖLGE

reklam
Yılmaz Sami Gökçe (Köşe Yazısı) TEKİRDAĞ’IN ÜZERİNE ÇÖKEN KARA GÖLGE
Son Güncelleme :

21 Haziran 2026 - 12:24

38 views

Tekirdağ’ın yazları artık eskisi gibi değil.

Sokakta yürüyen, sahilde vakit geçiren, şehir merkezinde birkaç saat dolaşan herkes bunun farkında. Daha fazla beton, daha az gölge ve giderek yükselen hissedilen sıcaklık… Ancak nedense kentin geleceğini konuşurken bu gerçeğin önemli bir parçasını görmezden geliyoruz.

Şehrin dört bir yanında hızla yayılan koyu renkli cepheleri.

Son yıllarda yeni yapılan ya da yenilenen binaların büyük bölümünde aynı görüntüyle karşılaşıyoruz. Siyah, antrasit, koyu gri… Sanki kent estetiği birkaç katalog sayfasına sıkıştırılmış gibi. Bir bina bitiyor, diğeri başlıyor; renkler aynı, malzemeler aynı, kimlik yok.

Daha da kötüsü, bu tercihlerin çevresel etkileri neredeyse hiç tartışılmıyor.

Bilimin çok net ortaya koyduğu bir gerçek var: Koyu renkli yüzeyler güneş ışınlarını daha fazla emer ve daha fazla ısınır. Bu yalnızca binanın sorunu değildir. Bu ısı çevreye yayılır, sokakları etkiler, kent sıcaklığını yükseltir. Yani bugün estetik gerekçelerle tercih edilen her koyu cephe, yarının daha sıcak Tekirdağ’ına sebebiyet vermektedir.

Peki belediyeler bu konuda ne yapıyor?

İşte asıl sorulması gereken soru budur.

İklim değişikliğiyle mücadeleden söz eden, yeşil şehir hedefleri açıklayan, sürdürülebilirlik projeleri hazırlayan yerel yönetimler neden cephe tasarımlarına ilişkin herhangi bir iklim kriteri getirmiyor? Neden yeni yapılaşmalarda yüzey sıcaklığını azaltacak malzemeler teşvik edilmiyor? Neden kent estetiği yalnızca görüntü meselesi olarak ele alınıyor?

Bir ağacı kesmek ne kadar yanlışsa, bir kenti gereksiz yere ısıtan uygulamalara göz yummak da o kadar yanlıştır.

Üstelik mesele sadece sıcaklık değildir.

Tekirdağ’ın kendine özgü bir kimliği vardır. Denizle ilişkisi vardır. Ufku vardır. Işığı vardır. Ancak son yıllarda yükselen yapıların önemli bir kısmı bu kimlikle hiçbir bağ kurmuyor. İstanbul’un herhangi bir iş merkezinde, organize sanayi bölgesinde ya da dünyanın başka bir kentinde görülebilecek cepheler gelip Tekirdağ’ın sokaklarına yerleşiyor.

Sonuçta ortaya çıkan şey modernlik değil; kimliksizleşmedir.

Bir kentin gelişmesi ile bir kentin birbirine benzemesi aynı şey değildir.

Bugün sahil boyunca yürürken denizin mavisiyle uyuşması gereken yapılar, ışığı yansıtmak yerine yutan koyu yüzeylere dönüşüyor. İnsan ölçeğini desteklemesi gereken mimari, sert ve mesafeli bir görüntü üretiyor. Şehir nefes almak yerine ağırlaşıyor.

Asıl tehlike ise bu dönüşümün normalleşmesidir.

Çünkü kentler bir anda bozulmaz. Kimliklerini bir gecede kaybetmezler. Yanlış kararlar küçük adımlarla birikir. Önce birkaç bina yapılır. Sonra birkaç sokak değişir. Sonra o görüntü standart kabul edilir. Bir gün dönüp baktığınızda ise artık tanıdığınız şehir ortada yoktur.

Tekirdağ’ın bugün ihtiyacı olan şey daha fazla beton binalar değildir.

Daha fazla gölge üreten sokaklardır.

Daha fazla ağaçtır.

Daha fazla yerel kimliktir.

Daha fazla iklim duyarlılığıdır.

Ve her şeyden önce, kent estetiğini yalnızca bina cephelerinden ibaret gören anlayışın değişmesidir.

Çünkü şehircilik, bina yapmak değildir.

Şehircilik, insanların yaşayacağı geleceği tasarlamaktır.

Tekirdağ’ın geleceği ise kataloglardan seçilen cephe seçeneklerinde değil; denizinin ışığında, sokaklarının ferahlığında ve kentin ruhunu koruyabilen akılcı planlama anlayışında saklıdır.

Güven Tekirdağ Gazetesi’nin 106. sayısından alınmıştır.

TEKİRDAĞ CANLI HABER

reklam

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam-->
reklam