
Bazı filmler vardır; gişede gürültü koparmaz, afişleri şehrin her köşesini kaplamaz. Ama izleyenin içine çöreklenir, uzun süre orada kalır. Türkiye’de bağımsız sinema tam da böyledir: Sessiz, mütevazı ama inatçı bir hakikat taşıyıcısı.
Bağımsız sinema, her şeyden önce bir itiraz biçimidir. Alışıldık anlatılara, tek tipleşmiş karakterlere, parlatılmış hayatlara karşı bir duruştur. Büyük bütçelerin, sponsor beklentilerinin ve reyting kaygısının dışında kalan bu filmler; taşranın tozunu, şehrin arka sokaklarını, insanın içindeki çatlağı anlatır. Yani görmezden gelinene bakar, duyulmayanı işitir.
Nuri Bilge Ceylan’ın sineması bu sessiz ısrarın belki de en bilinen örneğidir. Kasaba ve Mayıs Sıkıntısı ile başlayan yolculuk, Uzak’ta modern yalnızlığı, Bir Zamanlar Anadolu’da’da taşranın ağır zamanını, Kış Uykusu’nda ise entelektüel ikiyüzlülüğü neredeyse edebi bir derinlikle önümüze koydu. Ceylan’ın sineması, “olay”dan çok “hal” anlatır; bu da bağımsız sinemanın ruhuna yakışır.
Zeki Demirkubuz ise başka bir damar açtı. Daha sert, daha karanlık ama bir o kadar sahici. Masumiyet, Yazgı ve Yeraltı, insanın içindeki kötülüğe ve çaresizliğe gözünü kırpmadan bakar. Demirkubuz’un sineması bize şunu hatırlatır: Bağımsızlık bazen estetikten çok cesarettir.
Son yıllarda bu mirası farklı biçimlerde taşıyan yönetmenler de var. Emin Alper, Tepenin Ardı ve Abluka ile toplumsal paranoyayı ve “biz” olma halinin karanlık yüzünü anlattı. Tayfun Pirselimoğlu, Saç ve Ben O Değilim ile kimlik meselesini neredeyse felsefi bir sorguya dönüştürdü. Pelin Esmer’in 11’e 10 Kala ve Gözetleme Kulesi filmleri ise insan ilişkilerine daha kırılgan, daha şefkatli bir yerden baktı.
Bağımsız sinema sadece yönetmen sineması değildir; aynı zamanda ülkenin vicdan defteridir. Ana akımın cesaret edemediği politik, sınıfsal ve kültürel meseleler çoğu zaman bu filmlerde kendine yer bulur. Kürt meselesinden göç sorununa, erkeklik krizinden kadın hikâyelerine kadar pek çok başlık, bağımsız sinemanın kamerasıyla görünür olur.
Bugün dijital platformlar ve festival ağları sayesinde bu filmler daha fazla izleyiciye ulaşabiliyor. Bu bir imkân. Ama asıl mesele, izleyicinin bu sinemaya zaman ayırma iradesi göstermesi. Çünkü bağımsız sinema hız sevmez; sabır ister. Tıpkı eski bir şiiri anlamaya çalışmak gibi.
Güven Tekirdağ Gazetesi’nin 107. sayısından alınmıştır.
TEKİRDAĞ CANLI HABER

-->