Yılmaz Sami Gökçe (Köşe Yazısı) TRAKYA'NIN SESSİZ ÇÖKÜŞÜ: TOPRAK GİDİYOR, KİMLİK ERİYOR - Tekirdağ Canlı HaberTekirdağ Canlı Haber

4 Eylül 2026 - 01:15

Yılmaz Sami Gökçe (Köşe Yazısı) TRAKYA’NIN SESSİZ ÇÖKÜŞÜ: TOPRAK GİDİYOR, KİMLİK ERİYOR

reklam
Yılmaz Sami Gökçe (Köşe Yazısı) TRAKYA’NIN SESSİZ ÇÖKÜŞÜ: TOPRAK GİDİYOR, KİMLİK ERİYOR
Son Güncelleme :

03 Eylül 2026 - 9:00

11 views

Bir coğrafya bir günde yok olmaz.

Önce toprağı elinden alınır. Ardından dereleri kirletilir, tarım alanları betonla kaplanır, kentleri plansızca büyütülür. Sonra insanlar yaşadıkları yere yabancılaşmaya başlar. En sonunda ise geriye sadece adı kalan bir şehir kalır.

Bugün Trakya tam da böylesi bir yol ayrımında duruyor.

Bir zamanlar bereketli ovaları, bağları, köyleri, üretim kültürü ve kendine özgü yaşam biçimiyle anılan bu bölge; artık plansız sanayileşmenin, kontrolsüz yapılaşmanın ve kısa vadeli ekonomik hesapların baskısı altında nefes almaya çalışıyor.

Yıllardır “İstanbul’un yükünü azaltıyoruz” denilerek uygulanan politikaların bedelini Trakya ödüyor. Sanayi büyüdü, nüfus arttı; ancak aynı hızda okul yapılmadı, yollar planlanmadı, altyapı güçlendirilmedi, yeşil alanlar korunmadı. Sonuç olarak büyüyen şehirler değil, büyüyen sorunlar oldu.

Kentleşme, planlamanın önüne geçti.

Bugün birçok ilçede yaşanan trafik yoğunluğu, altyapı yetersizliği, yeşil alan kaybı ve mimari kimlikten uzak yapılaşma bunun en somut göstergeleridir.

Ancak bu tabloyu yalnızca merkezi idareye ya da yerel yönetimlere yüklemek de eksik olur.

Trakya’nın en büyük sermayesi toprağıdır. Buna rağmen yıllar içinde binlerce dönüm verimli tarım arazisi farklı kullanımlara açıldı. Kısa vadeli ekonomik kazançlar uğruna kaybedilen her tarla, yalnızca bir mülk değil; gelecek nesillerin üretim gücü ve gıda güvencesidir.

Toprak satılabilir; fakat kaybedilen tarım kültürü geri satın alınamaz.

Yerel yönetimlerin sorumluluğu ise burada daha da belirginleşiyor.

Kentleri yönetmek yalnızca yol yapmak, kaldırım döşemek ya da sosyal medyada hizmet paylaşmak değildir. Asıl başarı; şehrin kimliğini koruyabilmek, estetikten ödün vermemek, nitelikli yapılaşmayı teşvik etmek ve yaşam kalitesini yükseltebilmektir.

Ne yazık ki bugün birçok noktada bunun tam tersini görüyoruz.

Mimari bütünlükten uzak yapılar, dar sokaklara sıkıştırılmış yüksek yoğunluklu yerleşimler ve yeterli sosyal donatı alanı olmadan verilen imar kararları, Trakya’nın karakterini her geçen gün biraz daha silikleştiriyor.

Üstelik çevre sorunları da artık ertelenebilecek boyutu çoktan aştı.

Ergene Nehri yıllardır kirleniyor.

Toprak kirleniyor.

Yer altı suları baskı altında.

Tarım alanları küçülüyor.

Bütün bunlar yalnızca çevrecilerin değil, bu bölgede yaşayan herkesin ortak meselesidir.

Çünkü kirlenen yalnızca bir nehir değildir; bölgenin geleceğidir.

Bugün Trakya’nın ihtiyacı daha fazla beton değildir.

Daha fazla planlama…

Daha fazla şeffaflık…

Daha güçlü çevre denetimi…

Tarımı önceleyen politikalar…

Ve en önemlisi, kentin kimliğini korumayı ekonomik büyümenin ön koşulu olarak gören bir yönetim anlayışıdır.

Trakya’nın geleceği yalnızca yatırım miktarıyla ölçülemez. Bir bölgeyi güçlü yapan, ürettiği beton değil; koruyabildiği doğası, yaşatabildiği kültürü ve gelecek kuşaklara bırakabildiği yaşam kalitesidir.

Hâlâ geç değil.

Ancak bugün alınmayan her doğru karar, yarının çok daha ağır bedelleri olarak karşımıza çıkacaktır.

Çünkü şehirler önce hafızalarını kaybeder.

Ardından kimliklerini…

Ve en sonunda, kendilerini.

Güven Tekirdağ Gazetesi’nin 110. sayısından alınmıştır.

TEKİRDAĞ CANLI HABER

reklam

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam-->
reklam