Yılmaz Sami Gökçe (Köşe Yazısı) TEKİRDAĞ YAĞMALANIRKEN - Tekirdağ Canlı HaberTekirdağ Canlı Haber

21 Temmuz 2026 - 10:08

Yılmaz Sami Gökçe (Köşe Yazısı) TEKİRDAĞ YAĞMALANIRKEN

reklam
Yılmaz Sami Gökçe (Köşe Yazısı) TEKİRDAĞ YAĞMALANIRKEN
Son Güncelleme :

18 Temmuz 2026 - 14:30

100 views

Tekirdağ’ın karşı karşıya olduğu sorun yalnızca deprem değil rantsal dönüşümdür.

Deprem bir gün gelir. Ama bugün yaşananlar her gün devam ediyor.

Her gün biraz daha ağaç eksiliyor. Her gün biraz daha toprak kayboluyor.

Her gün biraz daha tarih siliniyor. Her gün biraz daha beton yükseliyor.

Ve bütün bunlar olurken bize bunun adına “gelişim” dememiz söyleniyor.

Hayır. Bu gelişim değil. Bu, bir şehrin sessiz tasfiyesidir.

Bugün Tekirdağ’da birçok insan deprem korkusuyla yaşarken, bazıları bu korkuyu bir şehircilik fırsatına değil, bir rant fırsatına dönüştürmeye çalışıyor.

Kent konuşulmuyor. Metrekare konuşuluyor.

Kamusal yarar konuşulmuyor. Arsa değeri konuşuluyor.

Ekoloji konuşulmuyor. Yatırım getirisi konuşuluyor.

İnsan konuşulmuyor. Pazar konuşuluyor.

Şehircilik böyle ölür.

Bir gün ansızın değil. Her gün küçük tavizlerle.

Her gün biraz daha sessizlikle. Her gün biraz daha kabullenişle.

Önce tarihi yapılar gözden çıkarılır. Sonra mahalleler. Sonra kıyılar. Sonra ağaçlar. Sonra parklar.

Sonra insanlar dönüp bakar ve kaybettikleri şeyin yalnızca birkaç bina olmadığını fark eder.

Kaybettikleri şey şehirleridir.

Bugün bazı tarihi yapılar yalnızca “eski bina” olarak görülüyor.

Bazı sokaklar yalnızca “düşük değerli alan” olarak görülüyor.

Bazı mahalleler yalnızca “dönüşüm potansiyeli” olarak görülüyor.

Bazı yeşil alanlar yalnızca “boş arsa” olarak görülüyor.

İşte bir kentin çöküşü tam da bu bakış açısıyla başlar.

Çünkü bir ağacı göremeyen, ormanı koruyamaz.

Bir tarihi yapının değerini anlayamayan, kent kimliğini koruyamaz.

Bir şehri yalnızca yatırım nesnesi olarak gören, o şehirde yaşamayı anlayamaz.

Bugün Tekirdağ’ın karşı karşıya olduğu tehlike yalnızca yapı güvenliği sorunu değildir.

Bu aynı zamanda hafıza kaybıdır. Bu aynı zamanda kimlik kaybıdır.

Bu aynı zamanda kamusal alan kaybıdır.

Bu aynı zamanda doğanın sistemli biçimde geri çekilmesidir.

Sahiller daralırken, yeşil alanlar küçülürken, tarım toprakları baskı altındayken, sokak canlılarının yaşam alanları yok olurken, bize birkaç dekoratif bitki gösterilip “yeşil proje” denilmesi artık kimseyi ikna etmiyor.

Ekoloji reklam değildir. Doğa vitrin süsü değildir. Ağaç peyzaj aksesuarı değildir. Kent kimliği satış stratejisi değildir. Ve Tekirdağ bir yatırım ürünü değildir.

Tekirdağ yaşayan bir kenttir.

Bu şehir yalnızca bugünün mülk sahiplerine ait değildir.

Bu şehir çocuklara aittir. Bu şehir yaşlılara aittir. Bu şehir kuşlara aittir. Bu şehir sokak hayvanlarına aittir. Bu şehir henüz doğmamış nesillere aittir. Bu şehir Marmara’nın rüzgârına, toprağına ve hafızasına aittir.

Bu yüzden mesele yalnızca bina yapmak değildir.

Mesele nasıl bir şehir bırakacağımızdır.

Ruhu olan bir şehir mi?

Yoksa birbirinin aynısı beton blokların arasında kaybolmuş, geçmişini unutmuş, doğasını tüketmiş, yalnızca tüketim ve emlak değeri üzerinden tarif edilen bir kent mi?

Asıl soru budur.

Ve bu sorunun cevabı yalnızca belediyelerde, planlarda veya projelerde değildir.

Bu sorunun cevabı sessiz kalıp kalmayacağımızdadır.

Çünkü şehirler yalnızca betonla inşa edilmez.

Şehirler onları savunan insanlar sayesinde ayakta kalır.

Ve Tekirdağ’ın bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni beton kuleler değil; kentine sahip çıkan insanlardır.

Güven Tekirdağ Gazetesi’nin 107. sayısından alınmıştır.

TEKİRDAĞ CANLI HABER

reklam

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam-->
reklam