
Merhum İsmet İnönü 6 Şubat 1965 de Başbakanlığı bıraktı.
Sizin, bizim gibi sıradan vatandaş oldu. Hayatının geri kalan kısmını Ankara da ki evinde geçiriyordu. Hakiki dostları İsmet paşayı yalnız bırakmıyordu.
Genellikle 20/25 günde bir İstanbul’a geliyordu. Maçka Taşlık da çocuklarının evinde bir süre kalıyor ve sonra tekrar Ankara’ya dönüyordu.
Ben o yıllar Milliyet gazetesi istihbarat merkezinde çalışıyordum. Bağlı olduğum şef İstihbaratçı, Babıali’nin sevilen sayılan, pek çok gazetecinin yetişmesine gerekçe olan rahmetli Faruk Demirtaş’tı.
Şimdi aynı durum tahmin ediyorum devam ediyor. Atatürk hava meydanında büyük gazetelerin muhabirleri 24 saat hizmet ederler. İstanbul’a gelen siyasi veya ünlü kişileri haber yaparlardı.
İstihbarat şefimiz beni İsmet paşanın İstanbul’a gelişinden, Ankara’ya dönüşüne kadar kesintisiz takip etmem için talimat verdi.
Hava alanında karşılayacak Taşlığa /MAÇKA ya gelecek ve geceyi evin karşısında araba içinde sabahı bekleyecek. Gündüz gelen ziyaretçilerin fotoğrafları ve haberleri merkeze yollayacaktım.
Bu benzer görevi haber ajansları ile Hürriyet/Milliyet muhabirleri takip de ederdi.
Artık siyasi hayatını bırakmıştı ama hakiki dostları kendisini bırakmadı. Telefonla randevu almaları şarttı. Öyle kapıyı çal ben geldim yoktu.
Havaalanında uçaktan indiği an bizim takibimiz başlardı. Konvoy da önde 4 sivil polis bulunan sivil bir araç, arkasında kendisi ve eşi, ön tarafta yine sivil polis olan şoför ve yakın koruması toplam 6 polis korurdu.
Neden biz takip ederdik? Tarihe geçmiş İsmet Paşa Yeşilköy’den Maçka’ya gelene kadar her türlü aksilik olabilirdi. Trafik kazasına araç karışabilirdi. Suikast yapılabilirdi veya vatandaş etrafını sarabilirdi. Tedbir bugünkü gibi 40 araçla yapılmazdı. Dışardan bakan kişi için bindiği araç sıradan bir araç idi. Hatta aracın zıhı bile yoktu.
Biz evine bıraktıktan sonra evin karşı kaldırımına aracı park yapar, arabamızın içinde vaktimizi geçirirdik. Arabamızda şoför ve ben gece araçta uyurduk. Genellikle öncü polis arabası gider, paşanın arabasında görevli polisler ve biz gazeteciler toplam 6 araba evin karşı kaldırımında boğaz manzarasını seyredip nöbet tutardık.
İnönü ailesi bizim yiyip içmemiz için evde çalışan aşçıyı görevlendirmişti. Her şeyimizi temin ederlerdi. Çay dağıtımı her saat başı devam ederdi.
İstanbul da çocuklarının yanında kaldığı günler çok seyrek dışarı çıkardı. Tabii biz de peşinde. Biz genellikle rahatsız etmemek için yaklaşmazdık. Kendisi; adımızı ve çalıştığımız gazeteyi bilirdi. Bazen yanımıza gelir hatırımızı sorarken biz de elini öpmek için sıraya girerdik. Bir gün İsmet paşa yanında hanımefendi ile 19.30 da, eski bir dostunun oğlu evleniyordu. Düğün için o tarih de en meşhur otel HİLTON a gitti. Tabii hepimiz peşinde. Düğüne girip rahatsız etmemek istedik.
Farkına varmış. Arkadaşını çağırmış. Biz düğün salonunun dışında çay içiyorduk. o gün 11 kişiydik hepimiz polisler dahil.
Demiş biz sadece hanımla gelmedim. Yanımda 11 kişi var. Onlara de servis yapın. Düğün sahibi meğerse bizim için masa hazırlatmış. İçki hariç masada yok yok. Adeta krallara özel masa.
Ben konu arıyordum. Elimde fotoğraf makinesi gözüm paşanın masasında. Tam o sırada paşa eşi ile masadan kalktı. Tuvalete gidecek diye düşünüyordum. Bir baktım pistte vatandaşlar arasında, eşiyle dans ediyor. Ben dururmuyum. Pist kenarında masada yemek yiyen o tarih de Şişli Emniyet müdürüne yanımda ki 2 nci fotoğraf makinesini vererek rica ettim.

-Amirim beni paşa ile görüntüler misin Lütfen.
Kırmadı ve ekteki fotoğrafı çekti.
Meğer İsmet paşanın eşiyle 4 üncü dans edişi imiş.
Diğer gazeteciler işin farkına vardığında dans bitmiş paşa masasına dönüyordu.
Gazetecilik de bunun adı ATLATMAK’dı.
Ertesi günü (4 üncü dans) fotoğrafı Milliyet 3. sayfada haber olmuştu.
İsmet Paşa ve ailesi ile yakınlığımız 25 Aralık 1973 tarihine vefat edişine kadar 7 yıl devam etti.
ÖZCAN BÜYÜKOĞLU

-->