
İnsan, yürüdüğü yolları çoğu zaman dışarıda arar. Oysa en uzun yol, en çetin sefer, insanın kendi içine doğrudur. Bu yolculuğun adı asırlardır bellidir: nefs. Kimi zaman dizginlenmesi gereken bir at, kimi zaman terbiye edilmesi gereken bir çocuk, kimi zaman da olgunlaştığında insanı hakikate taşıyan sadık bir yoldaş…
Nefs; insanın benlik duygusu, arzuları, tutkuları ve yönelme istidadıdır. Ne tamamen kötüdür ne de başlı başına iyidir. O, eğitilmeye açık bir cevherdir. Gelenekli irfanımızda nefs, düşman ilan edilmez; tanınır, terbiye edilir, mertebe mertebe yükseltilir. Çünkü bilinir ki tanınmayan nefs, insanı yönetir; tanınan nefs ise insan tarafından yönetilir.
Bugün modern dünyanın “kendin ol” sloganları arasında kaybolan insan, belki de en çok bu kadim bilgeliğe muhtaçtır: Kendin olma yolunda önce nefsini bil.
Nefsin Mertebeleri
İslam düşüncesinde nefs, durağan değil; hareket hâlinde bir varlıktır. Mertebeleri, insanın içsel olgunluğunu anlatır. Her mertebe bir durak, her durak bir imtihandır.
1. Nefs-i Emmâre (Emreden Nefs)
Bu mertebede nefs, insana kötülüğü emreder. Arzu konuşur, akıl susar. Hırs, öfke, kıskançlık ve bencillik bu nefsin dilidir. İnsan, yaptığı yanlışı meşrulaştırmakta ustadır. Suçu dışarıda arar, aynaya bakmaktan kaçınır. Bugünün hız, haz ve tüketim çağında en gür sesi çıkan nefs de budur.
2. Nefs-i Levvâme (Kınayan Nefs)
Burada vicdan uyanmaya başlar. İnsan, yaptığı yanlıştan sonra kendini sorgular, pişmanlık duyar. Henüz düşmek bitmemiştir ama düşüş artık sessiz değildir. İçten gelen bir ses, “Bu sen değilsin” demeye başlar. Bu mertebe sancılıdır; çünkü insan hem eski alışkanlıklarını bırakmamış hem de eskisi gibi rahat değildir.
3. Nefs-i Mülhime (İlham Alan Nefs)
Kalp incelir, sezgi güçlenir. İyi ile kötü arasındaki fark yalnızca bilgiyle değil, hissedişle anlaşılır. İnsan, hayra yönelmeye başlar. Doğruyu yapmak için zorlanır ama bilir ki o yol kendisini hafifletecektir. İlham gelir; fakat istikrar henüz tam değildir.
4. Nefs-i Mutmainne (Tatmin Bulmuş Nefs)
İç huzurunun başladığı eşiktir burası. İnsan, kaderle kavga etmez; gayret eder ama sonucu teslimiyetle karşılar. Dünya nimetleri esir almaz, yokluk da isyana sürüklemez. Kalp sakin, niyet berraktır. Bu mertebe, modern insanın en çok hasretini çektiği duraktır.
5. Nefs-i Râdıye (Razı Olan Nefs)
Artık insan, başına gelenlere sadece sabretmez; razı olur. Hayatın acı-tatlı bütün yüzlerini hikmet dairesinde görür. Benlik iddiası silikleşir. “Neden ben?” sorusu yerini “Bunda bana düşen nedir?” sorusuna bırakır.
6. Nefs-i Mardıyye (Razı Olunan Nefs)
Bu mertebede artık sadece insan, kadere razı değildir; kader de ondan razıdır. Söz ağır, duruş vakurdur. İnsan, olduğu yerde iyilik üretir. Gölgesi bile serinlik verir.
7. Nefs-i Kâmile (Olgun Nefs)
Nadir bir menzildir. Burada nefs, terbiye edilmiş, benlik erimiş, insan hakikate ayna olmuştur. Bu mertebe anlatılmaz, ancak hissedilir. Sözden çok hâl konuşur.
Bugün köşe yazılarında çoğu zaman sistemi, siyaseti, ekonomiyi konuşuyoruz. Oysa belki de en çok konuşmamız gereken şey, insanın iç düzeni. Çünkü içi karışık olanın dışı da karışık olur. Nefsini tanımayan, dünyayı ıslah etmeye kalkar; nefsini terbiye eden ise farkında olmadan dünyayı da onarır.
Gelenekten gelen bu bilgi, sadece geçmişin hatırası değildir. Aksine, geleceği inşa edecek insan tipinin pusulasıdır.
Güven Tekirdağ Gazetesi’nin 105. sayısından alınmıştır.
TEKİRDAĞ CANLI HABER

-->