
Sokakta yürürken başınızı şöyle bir çevirin. Kaç tabela sayabiliyorsunuz? Peki ya kaçı gerçekten aklınızda kalıyor? Dürüst olalım: Hiçbiri. Çünkü artık tabelalar yön göstermekten çok görsel işkence aracı haline geldi. Renk cümbüşü mü ararsınız, font curcunası mı… Her biri başka telden çalıyor ama ortak noktaları net: Gözü tırmalamakta üstlerine yok.
Bu tabelaların altında bir şehir yok artık. Daha doğrusu, bir yön yok. İnsanlar tabelaların arasında kayboluyor; çünkü rehberlik edecek olan şeyler yalnızca düzensizliğin sembolü olmuş durumda. Bu kargaşada yolunu bulan insan değil, tamamen şansa denk getiren bir turist olabilir ancak.
Tabelalar estetikten, tipografiden, orantıdan, uyumdan habersiz. Her biri “beni görün” diye bağırıyor ama hepsi birlikte öyle bir kakofoni yaratıyor ki aslında hiçbiri görünmüyor. Gözümüzün değdiği her köşe başı, estetik değil epilepsi krizine davetiye gibi.
Ve komik olan ne biliyor musunuz? Kimsenin umurunda değil. Belediyeler sus pus. Tabelacılar mı? Onlar hayatlarının en güzel zamanını yaşıyor. “Ne kadar çirkin, o kadar satış” mantığıyla çark dönüyor. İşte bu çark, sokak sokak estetik katliamı yapıyor.
Zaten artık şehir diye yaşadığımız yerler de ayrı bir acı hikâye. Beton bloklardan oluşan, ruhsuz, sıkışmış, kişiliksiz yapılar. “Ev” dedikleri şeyler aslında insanın yaşamaktan çok kaçmak isteyeceği modern hapishaneler. Üst katında bir aile hayata tutunmaya çalışırken, alt katında hazır şablonla yapılmış bir emlak ofisi tabelası, yanında bir tekel bayii, onun yanında da bir loto bayii sıraya dizilmiş. Tıpkı domino taşları gibi nizami, ama bir o kadar da tatsız, kimliksiz ve çirkin.
Bitmedi. Kaldırımlar bile bize ait değil artık. Yürümen gereken yerde reklam panosu var. Ya reklamı izleyeceksin ya da yola inip araba altında kalmayı göze alacaksın. Çünkü bu şehirde artık insan değil, reklamın hakkı var.
Ve biz ne yapıyoruz? Tepki mi veriyoruz? Hayır. Her şeyi normalleştiriyoruz. Gözümüz alışmış, estetik algımız körelmiş, ruhumuz nasır tutmuş. Her gün biraz daha kirleniyor, biraz daha çirkinleşiyoruz. Ama sorsan herkes “yoğun”. “Amaan boşver ya, akşam ne yesek onu düşünelim…”
Tebrikler. Gözümüzle katlettiğimiz bu şehirde artık sadece tabelalar yönsüz değil, biz de öyleyiz.
Güven Tekirdağ Gazetesi’nin 84. sayısından alınmıştır.
TEKİRDAĞ CANLI HABER

-->