
İnsanlar kendini en iyi tanıyan varlıklar olduğunu zanneder.
Oysa çoğu zaman en büyük yanılgımız tam da burada başlar.
Çünkü insan eksiklerini görmek konusunda sandığı kadar güçlü değildir.
Hatta bazı eksiklikler vardır ki, kişi onların farkında bile olmadan bir ömür geçirebilir.
Zihinsel engel konusunda kullanılan o sarsıcı tespiti hatırlatmak, bilmeyenlerle de paylaşmak isterim.
“Eğer bir eksiklik, kişinin onu fark etme kapasitesinin dışındaysa, o eksiklik artık bir “eksiklik” değil, kişinin “gerçeği” haline gelir. Kişi, o kısıtlı dünya içinde yaşamayı “normal” zanneder.”
Peki bu sadece tıbbi bir durum mudur? Elbette hayır.
Toplum olarak kendi zihinsel konforumuzun duvarlarını her gün biraz daha kalınlaştırıyoruz.
Bilgi eksikliğimizi “Benim fikrim bu” diyerek geçiştiriyoruz.
Empati yoksunluğumuzu “Ben dürüst biriyim” diyerek ambalajlıyoruz.
Önyargılarımızı ise “hayat tecrübesi” diyerek bilgece bir kılıfa sokuyoruz.
Oysa en büyük noksanımız, “noksan olabileceğimiz” ihtimalini masadan kaldırmak.
Bugün şehrin geleceğine karar veren bazı yöneticilerin de, idarecilerin de, meclislerdeki üyelerin de, kendini bilirkişi ilan eden cahillerin de, hadi hepsini geçtim sosyal medya akışlarında gördüğümüz o devasa gürültünün tek kaynağı aslında bu.
Gelişim dediğimiz o sancılı süreç, ancak sarsılmaz doğrularımızda ilk çatlak oluştuğunda başlar. Kendine şu soruları sorabilen insan o hapishaneden çıkış biletini almış demektir:
“Yanlış düşünüyor olabilir miyim?”
“Madalyonun benim bakmadığım yüzünde ne anlatılıyor?”
“Karşımdaki benden daha farklı ama daha doğru bir yerden mi bakıyor?”
Bu sorularla yüzleşemeyen insan farkında olmadığı eksikliklerinin içinde bir konfor alanı kurar.
O alan güvenlidir, rahattır ama aynı zamanda tehlikelidir.
Çünkü insanı olduğu yerde tutar, hatta zamanla geriye götürür.
Toplumların da kaderi biraz buradan şekillenir.
Kendini sorgulamayan bireylerden oluşan bir yapı, zamanla eleştiriye kapalı, değişime dirençli ve hatalarını tekrar eden bir yapıya dönüşür.
Bu yüzden mesele sadece “eksik olmak” değil.
Asıl mesele, eksik olduğunu fark edememektir.
Belki de kendimize sormamız gereken en dürüst soru “Benim göremediğim ne var?” olmalıdır.
Cevap zor olabilir.
Ama o soruyu sormamak, çok daha büyük bir eksikliktir.
Sonra değil şu an soruları sormaya, sorgulamaya başlayalım.
Önce kendimizi!
Sonra yakın çevremizi.
Ve ardından da üyesi olduğumuz yerleri, yerel ya da genel yönetimleri.
Kendi karanlığımızda mükemmel olmak mı yoksa hep birlikte aydınlanmak mı?
Karar sizin.
Saygılarımla…
Güven Tekirdağ Gazetesi’nin 103. Sayısından alınmıştır.
TEKİRDAĞ CANLI HABER

-->