
Eskiden “önemli gün” denildiğinde gerçekten önemliydi.
Takvim yaprağı koparılır, o günün anlamı üzerine konuşulur, okullarda program yapılır, evlerde sohbet edilirdi.
Şimdi ise bir sabah uyanıyoruz; telefon ekranımızda onlarca hazır görsel, kopyala-yapıştır mesaj ve aynı cümlelerle dolu paylaşımlar…
Sosyal medyaya bakınca herkes her şeyi kutluyor, sözde anıyor ve hatta hatırlıyor; hatırlatıyor!
Ama kimse gerçekten durup düşünmüyor.
Sosyal medya çağında önemli günler birer “bildirim”e dönüştü.
Anneler Günü, Öğretmenler Günü, Kadınlar Günü, Gazeteciler Günü, Engelliler Haftası…
Hatta çay günü, çikolata günü, çorba günü, gün günü gibi önemli olduğu iddia edilen günlerde uçtu gitti.
Liste uzayıp gidiyor.
Herkes aynı görseli paylaşıyor, altına birkaç süslü cümle yazıyor.
Ertesi gün ise hayat kaldığı yerden devam ediyor.
Ne bir davranış değişikliği var, ne bir farkındalık artışı.
Aslında belki de kutladıkça tüketiyoruz.
Eskiden bir günün anlamı vardı çünkü o gün üzerine emek verilirdi.
Şimdi ise bir dakikalık paylaşım yeterli görülüyor.
Hatta çoğu zaman metni bile okumadan “kopyala, yapıştır, gönder.”
Vicdan rahat. Görev tamam!
Ama gerçekten tamam mı?
Mesela 8 Mart’ta kadın haklarından söz edip 9 Mart’ta aynı eşitsizlikleri görmezden geliyorsak…
10 Ocak’ta gazeteciliğin önemini vurgulayıp yılın geri kalanında basın özgürlüğüne sessiz kalıyorsak…
3 Aralık’ta engelleri kaldırdığımızı söyleyip ertesi gün kaldırım işgallerine ses çıkarmıyorsak…
O zaman o paylaşımlar sadece dijital bir dekor olmaktan öte gitmiyor demek ki.
Sosyal medya görünürlük sağlıyor, evet. Ama görünürlük ile duyarlılık aynı şey değil.
Hatta çoğu zaman bence tam tersi bir etki yaratıyor.
Herkes konuştuğu için mesele çözülmüş hissi doğuyor.
Toplumsal vicdan, birkaç beğeni ve emoji ile tatmin oluyor.
Önemli günlerin bu kadar sıradanlaşmasının sebebi belki de tam olarak bu: Kolay ulaşılabilir olmaları.
Emek yok.
Çaba yok.
Bedel yok.
Halbuki önemli gün, insanı rahatsız etmeli.
Sorgulatmalı.
Günlük hayatında bir değişime zorlamalı.
Bir öğretmenin değerini sadece bir gün değil, yıl boyunca hatırlatmalı.
Bir annenin fedakârlığını sadece çiçekle değil, davranışla göstermeli.
Bir meslek grubunun sorunlarını sadece tebrikle değil, çözüm arayışıyla gündeme taşımalı.
Kutlamak kolay.
Yaşatmak zor.
Belki de artık takvimdeki günleri değil, o günlerin temsil ettiği değerleri konuşmamız gerekiyor.
Paylaşım yapmadan önce kendimize şu soruyu sormalıyız: “Ben bugün neyi gerçekten değiştirdim?”
Çünkü önemli günleri önemsizleştiren şey, fazlalığı değil; yüzeyselliği.
Ve en tehlikelisi de şu: Herkesin konuştuğu ama kimsenin derinleşmediği bir toplum haline gelmek.
Belki daha az paylaşmalı, daha çok hissetmeliyiz.
Daha az kutlamalı, daha çok sahip çıkmalıyız.
Yoksa her geçen yıl takvim dolacak…
Ama içi boş kalacak.
Saygılarımla…
Güven Tekirdağ Gazetesi’nin 99. sayısından alınmıştır.
TEKİRDAĞ CANLI HABER

-->