
PİLAV GÜNÜ…
Türkiye’de yaz aylarında liselerin yaptığı, mezunların bir günlüğüne bir araya geldiği basit ama anlamlı bir gelenek. 1951–1960 yılları arasında okulda bulunanlar için asla gelemeyecek bir gün artık. Gelseydi bugün yaşı 90 civarı olurdu. Ben 1955’te Haydarpaşa Lisesi’nden mezun oldum. Liseye başladığımda okul üç yıldı; bir baktık dördü oldu. Okul bitti, milli eğitim yeniden üç yıla indirdi. Boşa geçen bir yılımız mı vardı? Belki. Ama karşılığında iki diploma aldık: lise bitirme diploması ve olgunluk diploması. O yılların değeri, bugün anılarımızda kaldı.
Geçenlerde mezunlar derneği pilav günü için beni karşıladı; adımı, soyadımı, adresimi, telefonumu aldılar. “Derneğe nasıl yardımcı olabilirsiniz?” diye sordular; o işler halloldu. Ardından elime bir tabela verildi: “1951–1960 yıllarında okulda olanlar yanıma gelsin.” Okulun orta bahçesinde döndüm durdum. “Ben o yıllarda okuldaydım” diyen kimse çıkmadı. 2025 yılı itibariyle sağ olanlara uzun, huzurlu yıllar; vefat edenlere Allah’tan rahmet dilerim.
—
UCUZ ET İLE PARAYI SOKAĞA ATMAK
Bu yazıyı utanarak yazıyorum. Emekliyim; tek gelir kaynağım emekli maaşım. Tek yaşıyorum ve kimseye muhtaç değilim; şükür. Yine de alım gücü düştü. Uzun süredir pahalı olduğu için et yiyemiyordum; on günde bir aldığım tavukla idare ediyordum. Yeniçiftlik Mahallesi’ndeki BİM şubesinden alışveriş ediyorum. Orada gördüğüm 400 gramlık paketlenmiş kuşbaşı ve kıymayı satın aldım. Fiyatı kasaplara göre uygundu; ama kesim çok küçük, üç kez daha ufak parça halinde paketlenmiş gibiydi.
O gün ufak parçaları şişlere geçirip közde yarısını pişirdim. Pişmiş etleri tabağa koydum; kendime küçük bir ziyafet hazırlamıştım. Ama eti ısırınca şok oldum: etin içi, hayvanın sinir merkezinden hazırlanmış gibiydi. Yani yenmeyecek, mideyi bozacak bir doku. Denedim, kedilere verdim: biri çiğneyip zorla yuttu, diğeri almadı. Parayı sokakta atmış olduk. Mutlu musunuz?
BİM yetkililerine soruyorum: Satışa sunduğunuz malları kalite kontrolden geçirmiyor musunuz? Bir emekli için, bir lokma et büyük önem taşıyor. Bu tür ihmaller kabul edilemez.
—
BASIN MENSUBU ARKADAŞLARIMA HALKIMIZ İÇİN ÇAĞRIMDIR!
Bir de internet meselesi var. Türkiye’de elektrik, su, doğalgaz “kullandığın kadar öde” sistemiyle faturalandırılırken internet için aynı adalet yok. Dünyanın en pahalı internetinin Türkiye’de olduğu konuşuluyor; itiraz etme şansımız sınırlı. Ben 90 yaşında, hasta ve tedavi altındayım; günde en fazla 45 dakika internet kullanabiliyorum. Yıllarca Türk Telekom ile mücadele ettim. Evim telefon santraline 400 metre uzaklıkta; uzun yıllar telefon kablosuyla internet verildi. Bir Kurban Bayramı arifesinde, Yeniçiftlik’teki telefon ve internet kablomuz yeraltından çalındı. Yaklaşık 350 hane ne telefonunu ne de internetini 10 gün boyunca kullanabildi. Ay sonunda kullanmadığımız hizmetler için ödeme yapmak zorunda kaldık. Bu adil mi?
Basın mensubu arkadaşlarıma seslenmek istiyorum. Gelin bu oyunu birlikte bozalım.
Kullanılan kadar internet ücreti seçeneği hakkımız olsun. İsteyen sınırsız internet alsın, istemeyen almasın. Telekom ve sağlayıcılar, arızadan veya hırsızlıktan kaynaklanan kesintilerde vatandaşı mağdur etmesin; hak ettiği hizmeti alsın.
Marketler sattığı gıda ürünlerinin kalite kontrolünü sıkı tutsun. İnternet ve gıda, bugün ihtiyaç. Ekonomik koşullar yüzünden birçok yaşlı, emekli bir lokma ekmeğe muhtaç kalabiliyor. Türk Telekom’un ve büyük marketlerin uygulamalarıyla bizleri soyuluyor gibi hissetmemize izin vermeyelim. Elektrik, su, doğalgazda olduğu gibi “kullandığın kadar öde” adaletini internete de getirin. Marketler de satılan gıdanın tüketiciye güvenle ulaşmasını sağlayın.
Güven Tekirdağ Gazetesi’nin 90. sayısından alınmıştır.
TEKİRDAĞ CANLI HABER

-->