
Mezarlık girişlerinde sıkça yazar: “Her Müslüman bir gün ölümü tadacaktır.”
Ölüm hak…
Ama görünen o ki büyük şehirlerde ölmek bile artık mesele.
Çünkü büyük şehirlerde cenaze gömülecek yer kalmadı.
Belediyeler yıllardır yeni mezarlık alanı bulmak için çırpınıyor. Ancak bulunan yerler artık şehir merkezlerinde değil.
Şehrin 2 kilometre, hatta daha da uzağında alanlar mezarlık olarak planlanıyor. Üstelik suyu olacak, elektriği olacak. Şehir içi belediye otobüsleri o bölgeye servis koyacak.
Yani insan, hayattayken ulaşım derdi çektiği gibi, öldükten sonra da ulaşım planlamasına takılıyor.
Yeni mezarlık alanları belirlenirken kurallar da ağırlaştı. Arazi devlete ait olacak.
Belediyeler başvuracak, uygun görülürse mezarlık yapılacak.
Üstelik artık yeni bir şart daha var: Deprem bölgelerinden uzak olacak.
Köylerde bile yer kalmamışsa gömü yasaklanacak.

Ekili arazilerin üzerine mezarlık yapılmayacak.
Geçmişe bir dönüp hatırlatmak isterim.
İstanbul Büyükçekmece’de kurulan mezarlık “harika bir yer” diye lanse edilmişti.
En yüksek tepe, manzara güzel, düzenli planlama…
Ancak o tepenin altının deprem riski taşıdığı ortaya çıktı.
Gerekli araştırmalar yapılmadan mezarlık inşa edilmişti. Sonuç hüsran oldu.
Depremin etkisiyle fotoğraflarda gördüğünüz gibi bazı mezarların bir ucu havaya kalktı.
Ölüye bile huzur yoktu.
Şimdi soralım:
Bu kadar plansızlık neden?
Şehirler büyürken mezarlık alanları neden hesaba katılmaz?

İmar planlarında AVM’ye, rezidansa, gökdelene yer var da mezarlığa mı yok?
Hayatın gerçeği ölüm.
Ama biz ölümü şehir planlamasının en son maddesine yazıyoruz.
Oysa mezarlıklar da şehirlerin bir parçasıdır. Sessiz ama kalıcı bir parçası.
Büyük şehirlerde artık yaşamak zor…
Anlaşılan o ki ölmek de zor.
Güven Tekirdağ Gazetesi’nin 98. sayısından alınmıştır.
TEKİRDAĞ CANLI HABER

-->