
Ahlak dediğin, gökten inen parşömenlerle mi belirlenir? Yoksa yeryüzünde, insanın kendisiyle ve diğerleriyle kurduğu ilişkiden mi doğar? İşte laik ahlak tam da burada, kutsal metinlerden bağımsız, akıl ve vicdanın ortak yapımı olarak sahneye çıkar.
Bize dayatılan o eski düzeni düşün: “Doğruyu yap çünkü ödül var; yanlışı yapma çünkü ceza var.” Bu, çocukları uslu tutmak için uydurulmuş bir hikâye değil mi? Laik ahlak ise yetişkinlerin ahlakıdır. İçinde ne gökten inmiş buyruklar ne de cehennem zebanileri vardır. Sadece insanın, insan olmanın sorumluluğunu yüklenmesi vardır.
Laik ahlak, “Doğru olan nedir?” sorusunu sormayı alışkanlık haline getirir. Kendi kendine sorgulamayı, başkalarıyla eşit zeminde var olmayı öğretir. İnsanın sadece bireysel mutluluğunu değil, toplumsal huzuru da hesaba katmasını ister. Vicdanını, aklını, empatiyi devreye sokar ve der ki: “Başkası için iyiyi iste, çünkü sen de o başkalarından birisin.”
Bu ahlak, otoriteye yaslanmaz. Ne kutsal bir kitaba ihtiyacı vardır ne de dogmalara. İnsan olmanın sorumluluğunu iliklerine kadar hissettiren bir sistemdir. Eğer merhamet etmek için bir ödüle ihtiyacın yoksa, adalet duygun göklerden onay beklemiyorsa, başkasının acısını kendi acın gibi hissediyorsan… İşte sen zaten laik ahlakın içindesin.
Laik ahlak, özgürlüğü sever ama sorumsuzluğu reddeder. Kendi yolunu çizmeni ister ama o yolun başkalarının üzerine basmamasını da bekler. Gökyüzüne değil, birbirimize bakarak kurduğumuz bir dünya hayal eder. Çünkü gerçek ahlak, neyi yapıp yapmaman gerektiğini sana bir başkasının söylemesi değil, senin bunu içinden gelen bir dürtüyle, saf bir insanlık bilinciyle hissetmendir.
Güven Tekirdağ Gazetesi’nin 84. sayısından alınmıştır.
TEKİRDAĞ CANLI HABER

-->