
Ülke gündemine bomba gibi düşen Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu konusunun üzerinden birkaç gün geçse de hala daha hazmedemiyorum.
Eminim bir çoğunuz da benim gibi aynı hisleri yaşıyor.
Şahsi geçişlere saygım sonsuz.
İsteyen istediği yere geçer ancak birilerinin oyları ile geldiğiniz noktayı başka birine pazarlayamazsınız!
Baştan söyleyeyim yanlış anlaşılmasın; derdim CHP’den gidişi ya da AK Parti’ye gelişi değil.
Seçim döneminde onun için çalışanların, günlerce sokaklarda koşturanların, onun iyi bir insan olduğu noktasında başkalarını ikna etmek için dil dökenlerin, hepsini geçtim Cumhuriyet Halk Partisi adayı olduğu için oy verenlerin ahı üstünde kaldı.
Hoş bunu çok da önemsediğini düşünmüyorum.
Hatta şimdiden “Ben genel seçimlerde CHP’nin aldığı oylardan daha fazla oy aldım.” kibrine girmiş durumda.
Fakat bu kibirle kimler kimler düşmedi ki geçmişte…
Partiye verilen oyun kendine geldiğini sanan, parti oylarını başka partiye taşımak için kendini satan, aldığı oylarla halkı temsil etmekten vazgeçip şerefini, namusunu, onurunu satan!
Herkesin aklında birçok isim belirdi biliyorum.
Geçmiş demişken farkı daha iyi anlatabilmek adına hatırlatmak isterim ki bu şehir seçilmiş belediye başkanı Cüneyt Yüksel’in görevden alınışını yaşarken de aynı tepkiyi vermiştim.
Kendisi geçmişte beni ve eşimi birçok zulme tabi tutup işten atsa da iddia edebilirim ki halkın oylarıyla gelen bir kişinin halkın oyları ile gitmesi gerektiğini söyleyen nadir gazetecilerdendim.
Haksızlığın karşısında ne sustum, ne de boyun eğdim!
Gündeme dönecek olursak olayların pazarlama kısmında yeni hikayelerin yazılışına da çok rastlıyoruz aslında.
“Kendi partimde siyaset yapacak alan kalmadı. Sorunları belirttim ama dinletemedim.” gibi gibi sözlerle aklama çabaları sıkça çıkıyor karşımıza.
“İyi de o zaman partinden istifa edip bağımsız olarak görevine neden devam etmiyorsun?” diye de sormuyor kimse.
Ya da seni partinin getirdiği koltukta oturmanı engelleyen, istemediğin şeyler oluyorsa o koltuğu bırakıp gitmen konusunda cesaretinle görebilseydik keşke.
Emin ol herkesin gözünde çok değerli olurdun.
Değer demişken maddi anlamda değil tabiki(!)
Maddiyat demek mal ile alakalı ilişkidir.
Ben o konulara girmeyeceğim. Onunla ilgili son sözü başkasına devredeceğim!
Son olarak bu satırları yazarken CHP Süleymanpaşa’da seçim heyecanı almış başını gitmiş durumda.
Beyaz listeydi mavi listeydi herkes birbirine düşmanca bakıyor. Yarın yeni bir sol parti kurulsa kaybedenlerin hemen o partiye transfer olacağına o kadar eminim ki!
Ya da çoğu isim kaybettiği parti içi seçim yüzünden karşı tarafın gireceği büyük seçimlerde onların da karşı tarafını destekleyip kaybetmesi için her şeyi yapacak.
Dostluk, kardeşlik lay lay lom demeyin bana.
Yapmayın arkadaşlar, bu düşmanlık iyi değil.
Bugün kazanan siz olabilirsiniz ama gelecekteki büyük seçimlerin kaybedeni olacağınıza şimdiden eminim.
Çünkü bu şehir yaşadı bunu.
Bu düşmanlık CHP’ye de şehre de pahalıya patladı.
Hele ki delege seçimleri sonrasında olası delege sayısı yakınlığında lanet ettiğinizi Özlem Çerçioğlu’nun düştüğü durumlara düşmek istemezsiniz değil mi?
Bu şehir bir delege pazarını daha kaldıramaz!
Hangi tarafta kim olursanız olun lütfen bir koltuk için bu rezilliği bu şehre yaşatmayın.
Satırlarımı ünlü tiyatrocu Nejat Uygur’un sözleri ile noktalamak istiyorum.
“Satın alınabilen her şeye mal denir. O malın yürüyor, konuşuyor ve gaflet delalet, ihanet ile nefes alıyor olması bir şeyi değiştirmez.”
Ne oyunuzu, ne kendinizi satın!
Mal olmayın!
Saygılarımla…
Güven Tekirdağ Gazetesi’nin 85-86. Sayısından alınmıştır.
TEKİRDAĞ CANLI HABER

-->