
Zamanın dişlileri arasında savrulup giden insan, çoğu zaman neyin peşinde koştuğunu bile bilmeden yaşamını sürdürür. Makam, mevki, para, unvan… Dışarıdan bakıldığında bu hedefler, başarılı ve “mutlu” bir hayatın anahtarı gibi sunulur. Oysa çoğu zaman, bu hedefler peşinde koşarken ruhun sessiz çığlıkları duyulmaz olur.
İnsan sadece bir bedenden ibaret değildir. Bizi diğer canlılardan ayıran yönümüz; düşünebilen, hissedebilen, derinlik arayabilen ruhumuzdur. Bedenin yemeğe, suya, uykuya ihtiyacı olduğu kadar; ruhun da dinginliğe, maneviyata, anlam arayışına ihtiyacı vardır. Bedenin talepleri görünürdür, çabuk fark edilir. Ruhun ihtiyaçları ise çoğu kez sessizdir, ihmal edilirse içten içe çürümeye başlar.
Hayatını sadece dünyevi hırslarla şekillendiren bir insan, varoluşunun yalnızca yarısını beslemiş olur. Kariyer basamaklarını hızla tırmanabilir, servet sahibi olabilir, toplumda saygı görebilir… Ama geceleri içini saran anlamsızlık hissiyle baş başa kalmaktan kurtulamaz. Çünkü ruh, ihmalin bedelini sessizlikle ödetir.
İç huzur, dış başarıdan çok daha kıymetlidir. Çünkü insan, gerçekten ancak ruhuyla barıştığında mutlu olabilir. Bu nedenle, yaşamın dengesini kurmak gerekir. Elbette çalışmak, üretmek, ilerlemek önemlidir. Ancak bu yolculukta ruhu aç bırakmak, sonunda tatmin değil tükenmişlik getirir.
İnsan hayatı iki kanatla uçar: Biri beden, diğeri ruh. Tek kanatla uçmaya çalışan bir kuşun düşmesi kaçınılmazdır. Ruhsuz bir hayat, ne kadar parlak görünürse görünsün, içi boştur.
Güven Tekirdağ Gazetesi’nin 95. sayısından alınmıştır.
TEKİRDAĞ CANLI HABER

-->