
İnsan bazen aynaya bakmayı unutur. Başını göğe kaldırır ama ayaklarının bastığı toprağı görmez. Oysa hakikat basittir: İnsan dediğin, etten kemikten bir yolcudur. Ve o yolcunun içinde taşıdığı şeylerin çoğu, övünülecek değil; hatırlanacak bir fanilik dersidir.
Bağırsaklarında taşıdığı bir kürek yükle yürüyen insanın, başkasına tepeden bakması ne tuhaf bir çelişkidir. Dün doğan, yarın toprağa karışacak bir bedenin, sanki ebediymiş gibi kibirle kabarması… Tarih boyunca nice saraylar, nice tahtlar görüldü. Hepsi bir gün rüzgârın önündeki toz gibi dağıldı. Geriye ise yalnızca insanların bıraktığı ahlak kaldı.
Eskiler, insana kendini hatırlatmayı iyi bilirdi. “Topraktan geldik, toprağa döneceğiz” derlerdi. Bu söz bir vaaz değil, bir ölçüdür. Çünkü insan kendini büyüttükçe küçülür; tevazuya yaklaştıkça büyür.
İnsanın taşıdığı yük bellidir. Bir bedenin içinde, faniliğin en sade hatırlatmaları dolaşır. Bunu bilen kişi başını biraz eğer; sözünü yumuşatır; yürüyüşünü ağırlaştırır.
Gerçek asalet, yüksek sesle konuşmakta değildir. Sessiz bir edada, ağırbaşlı bir yürüyüşte saklıdır. Yunus’un dediği gibi, insan bir gönül yapmayı öğrenmedikçe ne makamın ne servetin kıymeti vardır.
Kibir, insanın ruhuna giydiği dar bir elbisedir. İçine sığmaz ama yine de çıkarmaya yanaşmaz. Oysa tevazu geniş bir gökyüzüdür; altında herkes rahatça nefes alır.
Güven Tekirdağ Gazetesi’nin 111. sayısından alınmıştır.
TEKİRDAĞ CANLI HABER

-->