“EĞİTİM SİSTEMİ PROTOKOLLER ÜZERİNDEN TARİKAT VE CEMAATLERE TESLİM EDİLEMEZ!” - Tekirdağ Canlı HaberTekirdağ Canlı Haber

4 Mart 2026 - 03:42

“EĞİTİM SİSTEMİ PROTOKOLLER ÜZERİNDEN TARİKAT VE CEMAATLERE TESLİM EDİLEMEZ!”

reklam
“EĞİTİM SİSTEMİ PROTOKOLLER ÜZERİNDEN TARİKAT VE CEMAATLERE TESLİM EDİLEMEZ!”
Son Güncelleme :

22 Aralık 2023 - 12:44

925 views

Eğitim Sen Tekirdağ Şubesi, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in tarikat ve cemaatlere destek olacaklarını açıklamasına tepki gösterdi.

Hasan Ali Yücel Meydanı’nda gerçekleşen basın açıklamasına çok sayıda eğitimci ve vatandaş katılırken Bakan Tekin’in “Eğitim sistemi protokoller üzerinden tarikat ve cemaatlere teslim edilemez” sözlerine hep bir ağızdan karşı çıkıldı.

ÖZÇELİK: “CEMAATLER VE TARİKATLAR OKULLARDA CİRİT ATMAYA BAŞLADILAR”

Gerçekleşen basın açıklamasında konuşan Eğitim Sen Tekirdağ Şube Başkanı Oktay Özçelik; eğitim alanında tarikatlara ve cemaatlere yol açan hukuki düzenlemeler yapan iktidarın artık protokol imzalamaya dahi gerek duymadan tüm dini cemaatlerin vakıfların okullarda faaliyet göstermesine olanak sağladığını belirtirken; “Önce yasa ile alan açtılar. Ardından cemaatler ve tarikatlar okullarda cirit atmaya başladılar. Artık sadece doğu illerinde değil batı illerinde de, Tekirdağ’da da başladı” dedi.

Eğitim Sen Tekirdağ Şube Başkanı Oktay Özçelik’in ardından Eğitim Sen Tekirdağ Şubesi adına basın açıklamasını Özgün Lebe gerçekleştirirken yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“DİNİ DERNEK VE CEMAATLERLE ART ARDA PROTOKOLLER İMZALAMAKTADIR”

TBMM’de devam eden 2024 bütçe görüşmelerinde Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) bütçesi görüşülürken söz alan Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, “Tarikat ve cemaatlerle protokol yapmaya devam edeceğiz” diyerek, yıllardır eğitim sistemi üzerinden sürdürülen “eğitimde dinselleşme” uygulamalarını bakanlık politikası olarak sürdüreceklerini itiraf etmiştir. Bakan Tekin’in eğitim sistemini yıllardır kuşatan dini tarikat ve cemaatleri, “sivil toplum örgütü” (STK) olarak tanımlaması dikkat çekicidir.

Türkiye’de yaşanan yoğun dinselleşme, eğitim sürecinde dinsel sömürüye kaynaklık eden kimi pratik uygulama ve söylemlerin yaygınlaşması, son yıllarda eğitimin bütün kademelerinde yaşanan bir sorun olarakdikkatçekmektedir.Okullarımızuzunsürediradetabellibirinançvemezhebitemsiledenzihniyetin kuralları ve uygulamaları ile karşı karşıyadır. MEB bir taraftan ÇEDES projesi ile okullarda ‘manevi danışman’ sıfatıyla imamları görevlendirirken, diğer taraftan dini dernek ve cemaatlerle art arda protokoller imzalamaktadır.

“ÖĞRENCİLER VE VELİLER ÜZERİNDE YOĞUN PSİKOLOJİK BASKI OLUŞTURMAYA BAŞLAMIŞTIR”

Siyasi iktidarın 12 Eylül rejiminden miras aldığı ‘Türk-İslam sentezi’ yaklaşımı geçtiğimiz 21 yıl içinde adım adım hayata geçirilirken, MEB’in proje ve protokoller üzerinden eğitim sistemi içine yerleştirdiği dini vakıf ve cemaatler tarafından okullar, yurtlar, kurslar vb. üzerinden doğrudan iktidar desteği ile tıpkı bir örümcek ağı gibi bütün eğitim sistemi kuşatılmıştır.

MEB tarafından eğitim müfredatının dini değerler çerçevesinde biçimlendirilmesinden okullarda dini etkinlikler üzerinden somut uygulamalara kadar hemen her alanda dini öğeler,eğitim sürecine adım adım yerleştirilmektedir. Geçtiğimiz 21 yıl içinde, eğitim biliminin en temel ilkeleri ve öğrencilerin gelişim süreçleri yok sayılarak hayata geçirilen dinselleştirme adımları, öğrenciler ve veliler üzerinde yoğun psikolojik baskı oluşturmaya başlamıştır.

Türkiye’de eğitimin dinselleştirilmesi, eğitim sisteminin, önceden belirlenmiş siyasal-ideolojik hedefler doğrultusunda; biçim,içerik,öğretme-öğrenme sürecinde kullanılan yöntemler,söylemler ve materyallerin büyük ölçüde dini kural ve referanslara göre düzenlenmesi ve biçimlendirilmesi şeklinde hayata geçmektedir. Eğitimin devlet eliyle dinselleştirilmesi sürecinde, bir taraftan imam hatip okullarının devlet eliyle sayılarının arttırılması politikası sürdürülürken, diğer taraftan MEB’in Diyanet İşleri Başkanlığı ve çeşitli dini vakıf ve derneklerle yakın iş birliği artarak sürdürülmektedir.

Türkiye’de uzunca bir süredir yapıldığı gibi eğitim sisteminin dini kurallara göre düzenlenmesi, dini eğitimin yaygınlaşmasının kaçınılmaz sonucu okullarda öğrencilerin inanan yada inanmayan, dindar yada dinsiz, ibadet eden yada etmeyen gibi kategorilere ayrılmasına ve yeni gerilim alanları yaratılmasına neden olmaktadır. Toplumda ve okullarda bütün din ve inançtan insanlar, eşit koşullarda yaşamak ve aynı kurallara uymak durumundadır. Laiklik, herhangi bir gruba ya da mezhebe dinsel ayrıcalık ve üstünlük tanımaması, farklı inanç ve dinlerdeki insanlar arasında eşitliğin sağlanmasının temel koşuludur. Bunun gerçekleşmesi için devletin ve MEB başta olmak üzere, tüm devlet kurumlarının farklı din, mezhep ve inançlara eşit mesafede durması ve ayrımcılık yapmaması gerekmektedir.

“PROTOKOLLER KADININ ELİNİ ÜRETİMDEN ÇEKTİRİP KADINI SESSİZLEŞTİRİP SADECE ANNE OLMAKLA GÖREVLENDİRMEKTEDİR”

Devlet eğitimi ve toplumsal yaşamı örgütlerken bunu dini kurallara, söylemlere ya da referanslara göre yapmamalıdır. Eğitim sistemi dini kural ve referanslara göre değil, bilimsel gerçeklere ve toplumsal ihtiyaçlara göre düzenlemelidir. Değişik din, mezhep, inanç ve dünya görüşünden insanların gerçek anlamda ‘eşit yurttaş’ olarak kabul edilebilmesi, devletin bütün inançlara eşit mesafede ve tarafsız olması yönündeki taleplerdeki ısrara, okullarda farklı kimlik, inanç ve dünya görüşleri arasında ayrım yapılmamasına bağlıdır.

Eğitim sistemin içinde çağdaş, demokratik ve laik eğitimle bağdaşmayan tarikat ve cemaatlerle yapılan protokollerin ülkemizin ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleriyle uyuşmadığı ve uyuşmayacağı ortadadır. Bilimsel, sorgulayan sağlıklı bir eğitim istiyoruz çocuklarımıza. Dünya, çocuklarını uzayda yaşama hazırlıyorken mevcut eğitimi daha ne kadar geriye götürmek istiyorsunuz.

“TARİKATLAR TARAFINDAN ESİR ALINMAK İSTENEN ÜLKEMİZİN GELECEĞİ TÜM ÇOCUKLAR İÇİN BU PROTOKOLLERLE EĞİTİM- SEN OLARAK KARŞI DURUYORUZ”

Farkında mısınız ki tarikatlar ve cemaatlerle yapılan tüm bu protokoller toplumsal cinsiyet eşitliğine aykırı olup kadının elini üretimden çektirip kadını sessizleştirip sadece anne olmakla görevlendirmektedir. Bizler Laik, bilimsel ve demokratik eğitim savunucuları olarak 29 Kasım 2016 tarihinde Adana’nın Aladağ İlçesinde bir tarikate ait kaçak yurtta çıkan yangında ölen 11 öğrenci için bizler, Karaman’da Ensar Vakfında ortaya çıkan ve dönemin Aile ve Sosyal politikalar bakanı tarafından “bir kereden bir şey olmaz” diyerek aklamaya çalıştığı 9 öğrenciye tecavüz davasındaki öğrenciler için bizler, Denizlinin Çivril ilçesindeki tarikat yurdunda yurt görevlisi Emre T.Tarafından cinsel istismara uğrayan M.S. için bizler, Antalya ilim ve kültür derneğine bağlı yurtta aşçı olarak çalışan İhsan G. Tarafından Deccal’i vurdum” diyerek öldürülen Bilgisayar mühendisliği öğrencisi Mehmet Sami Tuğrul için, ve tarikatler tarafından esir alınmak istenen ülkemizin geleceği tüm çocuklar için bu protokollerle Eğitim- Sen olarak karşı duruyoruz.

“TÜRKİYE CUMHURİYETİ ŞEYHLER, DERVİŞLER, MÜRİTLER, MECZUPLAR MEMLEKETİ OLAMAZ”

Devletin, inanç alanına girerek, şu ya da bu biçimde elindeki olanakları kullanıp, devleti belli bir dinin ya da inancın,Türkiye’de olduğu gibi belli bir mezhebin savunucusu ve destekçisi durumuna getirmek yönündeki girişim ve uygulamalara karşı bütün eğitim bileşenlerini birlikte hareket etmeye ve mücadeleye davet ediyoruz.

Unutulmamalıdır ki Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “Efendiler ve ey millet, İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz.”En doğru, en hakiki tarikat medeniyet tarikatıdır.”

Özlem Gürakar

GÜVEN TEKİRDAĞ GAZETESİ – TEKİRDAĞ CANLI HABER

reklam

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam-->
reklam