Yılmaz Sami Gökçe (Köşe Yazısı) BETONUN GÖLGESİNDE SU ARAMAK: BU ŞEHRİ KİM KURUTTU? - Tekirdağ Canlı HaberTekirdağ Canlı Haber

31 Ekim 2026 - 09:31

Yılmaz Sami Gökçe (Köşe Yazısı) BETONUN GÖLGESİNDE SU ARAMAK: BU ŞEHRİ KİM KURUTTU?

reklam
Yılmaz Sami Gökçe (Köşe Yazısı) BETONUN GÖLGESİNDE SU ARAMAK: BU ŞEHRİ KİM KURUTTU?
Son Güncelleme :

27 Ekim 2026 - 20:05

198 views

Günlerdir gökyüzüne bakıp bir damla yağmur dileniyoruz. Barajların dibi görünmüş, kuyular sinyal veriyor, su kaynakları tükenmiş durumda. Musluktan damlayan suyun hali sabrımızı taşırırken, yetkililer her sıkıştıklarında aynı ezbere argümanla çıkıyorlar karşımıza: “Musluğu açık bırakmayın, suyu tasarruflu kullanın, israf etmeyin.”

Hadi oradan!

Elbette bireysel olarak suyumuza sahip çıkacağız. Fakat asıl meseleyi bu ucuz bahanelerle örtbas etmenize izin vermeyeceğiz. Bir kentin su krizini vatandaşın duş süresine, bulaşık yıkama alışkanlığına indirgemek; halkın aklıyla alay etmektir. Yağmurun az yağması hikâyenin sadece küçük bir kısmı. Asıl felaket, yağmur yağdığında o suyun toprağa inmesini engellemek için bu kenti bilerek, isteyerek ve lüks kisvesi altında bir beton mezarlığına çevirmiş olmanızdır.

Su; musluktan akan bir lütuf değil, toprakla, bitkiyle, yeraltı kaynaklarıyla var olan kadim bir döngüdür. Ve siz, bu kentin can damarlarını katran karası asfaltlarla, ruhsuz beton bloklarla boğdunuz.

“Lüks” Diye Yutturulan Bu Ekolojik Cinayet

Kentin yeni gelişim akslarına bir bakın. “Lüks yaşam”, “doğayla iç içe” masallarıyla pazarlanan o beton yığınlarında ne var? Devasa geçirimsiz yüzeyler, kilometrelerce sert zemin, kapalı otoparklar ve bu iklimde bir damla suya muhtaç egzotik çim peyzajlar…

Oysa bu toprakların kadim mirası olan bağcılık, sadece kültürel bir simge değil; bu kentin ekosistemini ayakta tutan en hayati doğal süngerdir. Asma kökleri toprağın derinliklerine inerek yeraltı su damarlarını besler, toprağı erozyondan korur, mikroklimayı serinletir ve yağmur suyunu emip havzaya yavaşça kazandırır. Yüzyıllardır bu kentin toprakla ve suyla kurduğu o hassas dengeyi, bağlarımız sağlardı.

Peki siz ne yaptınız? O bereketli bağ alanlarını yok edip yerlerine ucube tasarımlara sahip ucube yapılar diktiniz. Kadim bağcılığı bitirip toprağı asfalt ve betonla kaplamak, bu kentin ekosistemine karşı açıkça işlenmiş bir cinayettir! Bir zamanlar yağmurun özgürce süzüldüğü, asma kökleriyle buluştuğu topraklar bugün tamamen asfalta ve ranta kapatıldı.

Sonuç ne mi?

 Yağmur toprağa inemiyor; yolları basıyor, sele dönüşüyor.

 Toprağın suyu emme ve tutma yeteneği tamamen yok ediliyor.

 Yeraltı su kaynakları beslenemediği için kuruyor.

 Kent, hayat veren suyu bir zenginlik olarak görmek yerine kanalizasyona mahkûm edip hızla def ediyor.

Yaz geldiğinde barajlar kuruyunca şov yapmayı bırakın. Bugün yaşanan su krizinin sebebi iklim krizi falan değil, sizin bu kifayetsiz ve rant odaklı şehircilik anlayışınızdır.

Faturayı Gökyüzüne Kesemezsiniz!

Bugün yaşanan su, ısı ve yeşil alan cehenneminin faturasını doğaya veya vatandaşa kesip sıyrılamazsınız. Bu kentin nasıl katledileceğine karar verenler, o projeleri çizenler, masalarda peşkeş çekenler, altına imza basanlar gayet net biliniyor.

Birkaç yıl önce “Tekirdağ’ın çehresini değiştiriyoruz” diyerek piyasaya sürülen o projeleri unutmadık. Çehre gerçekten değişti; ama bu yıkımın faturasını kent hafızası, toprak, yeraltı suyu ve bu şehirde yaşayanlar ödüyor.

Bunun en net, en acı vesikalarından biri Tuğlalı Park rezaletidir. 2019 yılında “kent meydanı düzenlemesi” yalanıyla girişilen bu alan, estetikten nasibini almamış bir beton çölüne dönüştürüldü. Peyzaj tasarımı demek; meydana üç tane cılız ağaç dikmek, yerleri pahalı taşlarla kaplamak, ortaya iki tane süs havuzu koymak değildir!

 Peyzaj; bir ağacın kök hacmini, gelecekteki nefesini hesaplamaktır.

 Toprağın su geçirgenliğini canı pahasına korumaktır.

 Yağmur suyunun betona değil, toprağa can vermesini planlamaktır.

 Kentin yazın kavrulmasını önleyecek gölge sürekliliğini sağlamaktır.

“Güzel görünsün, fotoğraflarda şık dursun” zihniyetiyle yapılan bu amatörce müdahaleler, 21. yüzyılın gerçekliğiyle alay eden birer şehircilik skandalıdır.

O İmzayı Atanlar Hesap Vermeli!

Burada lafı eğip bükmeyeceğiz. Bir kamu projesinde suç tek bir kişiye yıkılamaz; bu yıkımın arkasında eksiksiz bir suç zinciri vardır:

 O ucube projeyi çizen o vasıfsız mühendisler ve mimarlar,

 Teknik incelemeyi gözü kapalı ya da menfaat uğruna yapanlar,

 “Uygundur” mührünü basanlar,

 Projeyi onaylayan makamlar ve denetlemeyenler…

Hiç kimse kusura bakmasın; “Dönemin şartları bunu gerektiriyordu” diyerek bu vebalden yırtamayacaksınız. Hiçbir konjonktür, halkın yaşam alanlarını betonla boğmanızı meşrulaştıramaz. Geçmişteki bu rezillikleri “hizmet” diye pazarlamaktan vazgeçin. Yanlış tasarımdır, yanlıştır! Ekolojik kapasiteyi hiçe sayan her planlama, halkın sırtına binmiş devasa bir kazıktır.

Bu hataların faturası projeyi çizenlerin cebinden çıkmıyor; bu şehrin insanının cebinden ve sağlığından çıkıyor: Yazın cehennem sıcağı olarak, kuruyan bitkiler olarak, patlayan su faturaları olarak ve nihayetinde kapıdaki mutlak kuraklık olarak geri dönüyor.

Bu Düzen Değişmek Zorunda

Bir kentin yüzünü boyayla, makyajla değiştirmek kolaydır. Marifet, o kentin ruhunu, toprağını ve ekolojik dengesini koruyabilmektir. Birkaç yıl sonra miadı dolan projeler yıkılıp yeniden yapılabilir; ancak katlettiğiniz o devasa ağaçları, betonla boğduğunuz köklü bağ alanlarını, yok ettiğiniz toprak derinliğini ve kirlettiğiniz su döngüsünü asla geri getiremezsiniz.

Gerçek bir çevre vizyonu, panolara yeşil yaprak afişleri asmakla başlamaz.

 Büyük projelerde yağmur suyu toplama sistemlerini zorunlu kılmakla başlar.

 Yaya yollarında ve otoparklarda geçirgen zeminlere geçmekle başlar.

 Bu iklime yabancı, suyu emip kurutan lüks bitki örtüsü ve ucube yapılar yerine; toprağın suyunu ve iklimini koruyan yerel bağcılığı ve kurakçıl peyzaj dokusunu savunmakla başlar.

Artık sormamız gereken o kritik soru şudur: Bu kenti daha ne kadar betona boğacaksınız?

Gökyüzüne bakıp yağmur dilenmeyi kesin. Mesele kuraklık değil; kuraklığa kasten ve isteyerek zemin hazırlayan bu bozuk, rantçı zihniyettir.

Tekirdağ’ın geleceğini beton dökmeye devam ederek mi karartacağız; yoksa bu talana artık “dur” diyecek miyiz?

Güven Tekirdağ Gazetesi’nin 114. sayısından alınmıştır.

TEKİRDAĞ CANLI HABER

reklam

YORUM YAP

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

reklam-->
reklam